|
YAZI: HAKAN ÖGE FOTOĞRAFLAR: HAKAN ÖGE-SANEM YAZICIOĞLU ÖGE Sırtımda ucuna tahta pervane takılmış, ilaçlama motoruna benzeyen tuhaf bir alet... Sonra, bu alete 15 metrelik bir iple bağlı 30 metre karelik kumaş yığını... Motorlu yamaç paraşütünü, yani paramotoru ilk defa görenler yadırgıyor. Bu "garip alet"le uçmak, insanın sonsuz hayal gücünü dahi zorluyor. Anadolu'nun bir ucundan diğerine yaptığım -toplam 33 saat süren- uçuş sırasında onlarca kez yinelenen diyalog şu: "ne işe yarar bu hemşerim?" "uçuyor..." "nasıl yani uçaktan falan mı atlanıyor?" "yok. Motoru çalıştırıp rüzgara doğru koşuyorsun.Uçak gibi ayağın yerden kesiliveriyor." "Allah Allah! Bari ne kadar uçuyormuş bakalım?" "Türkiye'yi boydan boya geçmeyi düşünüyorum. Tabii ine kalka. Dolu benzinle iki saat falan uçuyor işte." "Akıllı işi değil valla; hadi kolay gelsin bakalım..."
Sabırsızlıkla beklediğim elektronik aletler gelmişti sonunda. Titizlikle çizdiğim rotayı görmek için arabaya atladık. Amacımız önce rotadaki zor ve riskli yerleri saptamak, belirli noktalardan GPS vasıtasıyla koordinatları tespit etmekti. Uçuş sırasında doğru taktikleri kullanacak ve yolu kaybetmeyecektim.
Bir hafta sonra hazırlıkları tamamlayarak, başlangıç noktamız Sinop'a doğru iki arabayla yola çıktık. Buraya ulaşır ulaşmaz, yarımadanın Karadeniz'e uzanan ucundaki İnce Burun'a hareket ettik. Anadolu'nun en kuzey noktasında, deniz kenarına kampımızı kurduk. Her şey yolunda görünüyordu. Ertesi gün uçuşa başlayacaktım artık. Gün henüz ışırken horozun ötüşüyle uyandık. Bir gece önce hafifçe bulutlanmaya başlayan hava neyse ki açmış, gökyüzü, güneşin ilk ışıklarıyla kırmızıya boyanmıştı.
Önce, gürültüyü engelleyici kulaklık ve kask, motor rölantide çalışırken takılır. Motoru sırta bağlayan kuşama girdikten sonra bir bacağa GPS, diğer bacağa ise yüksekliği, yükselme veya alçalma hızını gösteren alti-variometre bağlanır. Telsiz müsait bir yere yerleştirilir. Mikrofon işlevi görecek "gırtlaklık" boyuna takılır, kulaklığı yerleştirilir. Telsizin konuşup dinlemeyi sağlayan mandalı da, bir kablo vasıtasıyla montun içinden geçirilerek sol elin işaret parmağına bağlanır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, bir fotoğraf makinesi ve bir Hi8 video kamerası boyuna asılır. Bu işlemler, ayin misali her uçuş öncesinde birbirini izler ve yaklaşık yarım saat alır. Ancak, havalanmak için az da olsa karşıdan gelen rüzgara ihtiyacınız vardır. Ve püfür püfür esen rüzgar aniden yön değiştirebilir veya kesilebilir. Mecburen beklersiniz.
Şimdi artık ayaklarım yere basıyor diyebilirim. Havalanmadan önce, "böyle bir uçuşu, yaşadıklarımı, gördüklerimi tam anlamıyla nasıl anlatırım" diye düşünüyordum. En iyisi günlük tutmaktı. Ben de öyle yaptım" 24 Ağustos Pazar. Başlangıç noktası Sinop-İnceburun: Şartların uygun hale gelmesini beklerken saat 10.00'u buldu.Neyse ki daha geç olmadan havalanabildim. Çok yumuşak ve sakin bir havada İnce Burun üzerinde 15 dakika kadar uçup, çekim yaptıktan sonra GPS'nin beni yönelttiği rotaya girdim. İşte, sonunda havadayım" Önümdeki 900 küsur kilometre boyunca beni nelerin beklediğini bilmeden heyecanla uçuyorum. Yer ekibiyle biraz zor anlaşıyoruz. Onları çok rahat duyabiliyorum fakat onlar beni anlamakta güçlük çekiyor. Sanırım, telsiz ayarlarıyla oynamak gerekecek. Denizden uzaklaşınca hava bir aşağı, bir yukarı beni biraz sallamaya başladı. Yerden yaklaşık 300 metre irtifayla uçuyorum. Tam bir saat sonra benzinim bitiyor ve uygun bir tarlaya iniyorum. Yerimi tam olarak bildirdiğim için dört çekerli aracı kullanan Bülent hemen dolu bir benzin bidonuyla yanıma geliyor. Benzin ikmalinden sonra tekrar havalanıyorum. Hızlandırılmış bir öğle yemeği ve ikinci bir yakıt ikmali için bu kez indiğim yer, Dıranaz Geçidi'nin hemen altındaki Kabalı köyü. Köyden havalandıktan sonra; vadi içinden 1370 metrelik zorlu Dıranaz Geçidi'ne yöneliyorum. Rüzgar tam arkadan esiyor. GPS, 55-60 kilometreyi gösteriyor. Ulaştığım yükseklik 1200 metre. Sanırım bir sorun çıkmadan geçidi aşabileceğim. Fakat?.. Hayır, sanırım bir sorun var: Alti-variometre eksiyi göstermeye başladı. Yani irtifa kaybediyorum. Arkadan esen rüzgarla yere inersem çok tehlikeli olabilir. Bir an önce rüzgara karşı dönmeliyim.
28 Ağustos Perşembe. Başlangıç noktası Dıranaz Geçidi: Pervanenin kırıldığı yerin biraz üzerinde kalkış için uygun bir alandayım. Rüzgarın yetersizliği beni bir saat uğraştırdı, ama sonunda havalanmayı başardım. Dıranaz'ı 1700 metre irtifayla geçtim. Anafora ve beni oldukça sallayan termik hava akımlarının çok güçlü olduğu bir gün. Motorun gücüne çok az ihtiyaç duyarak, çoğunlukla serbest uçuşla Boyabat'ın ilerisinde bir benzin istasyonuna indim. Benzin ikmalinin ardından, Osmancık sapağına doğru, Kızılırmak çevresindeki çeltik tarlaları üzerinden uçuş yaptım. Rüzgar vadi içinden, arkadan esiyordu ve süratim 60 kilometreyi buluyordu. Fakat beni rahatsız eden titreşim ve tıngırtı var. Osmancık sapağına indiğimde egzozun koptuğunu fark ettim. Başıma üşüşen meraklı insanlardan biri oto tamircisi çıktı. Uyduruktan egzozu taktı. Ertesi gün, bir tamirhanede daha düzgün bir işlemden geçmesi gerekecekti. Bu arada hava kararmaya başlamıştı. Hiç beklemeden tekrar havalandım. GPS yardımıyla Osmancık'a vardığında artık zifiri karanlıktı. Beni izleyen ekibin telsizle yardımları sayesinde boş bir tarlaya sorunsuz indim. Sabah uyanır uyanmaz soluğu sanayi sitesinde aldık. Tornacıda geçirdiğimiz saatler sonrasında egzozu tekrar yerine taktık.
Laçin'deki sağlık ocağına giderek ilk müdahaleyi yaptırdık. Doktor hanım mutlaka tam teşekküllü bir hastaneye gitmemiz gerektiğini söyledi. GPS'ye baktım; Çorum 30 kilometre gözüküyordu. Parmağım ise çok feciydi, ama fazla acımıyordu. Uçarak gidebilirdim. Yarık parmakla biraz daha debelenerek akşamüstü tekrar havalandım. Çorum'da bir benzin istasyonunun yanına indiğimde daha hava kararmamıştı. Benzin ikmali yaparak yola devam etmeye karar verdim. Ve güneş battığında Alacahöyük'teydim. Fazla vakit kaybetmeden arabayla hemen Çorum'a döndük. Gece yarısına doğru Çorum Devlet Hastanesi'ndeydik. Muayenede parmağımın kırık olduğu anlaşıldı. Aceleyle parmağıma alüminyumdan atel yaptılar. Doktorların tavrı kesindi: Bir ay boyunca herhangi bir sportif faaliyetten uzak duracaktım" Doğrusu işi yarıda bırakmayı bir türlü kendime yediremiyordum. Uykusuz geçen bir geceden sonra kararımı verdim. Parmağıma çok daha uygun bir atel yapacak ve yola devam edecektim. Kahvaltıdan sonra Çorumun sanayisinde ilk bulduğumuz tornacıda soluğu aldık.
Israrlarıma dayanamayan çocukcağız tornanın başına geçti. Bulduğu sert, plastik boruyu hünerle doğramaya başladı. Parmağımın ölçülerine bire bir uyan bir alet üretmiştik sonunda. Üst iki boğumu destekliyor ama parmağın bükülmesini engellemiyordu. Sanırım yoluma devam edebilecektim". 30 Ağustos Cumartesi. Başlangıç noktası Alacahöyük: Tornacıda geçirdiğimiz saatlerden sonra, ancak 14.00'te havalanabildim. İtalya'dan getirdiğim 10 litrelik depo işe yaradı. Artık yere inmeden iki saat uçabiliyordum. Bu sayede Yozgat'a ulaşabildim. Fakat uçuş çok stresli geçti. Termik akımlar ve türbülans çok şiddetliydi. 31 Ağustos Pazar. Başlangıç noktası Yozgat: Hava çok rüzgarlı... Öğleye kadar beklemek zorunda kaldık. Ancak 12.00'da havalanabildim. Rüzgar gittiğim yönden estiğinden yavaş ilerliyordum. İnanılmaz güçlü termik rüzgarlar yüzünden paraşüt sürekli kapanıp açılıyordu. Merdaneli çamaşır makinesindeymişim gibi bir o yana bir bu yana savrulup duruyordum. Yozgat'a bağlı Şefaatli'ye ulaştığımda, gidiş hızım neredeyse sıfırlandı. Rüzgar karşıdan ve o kadar sert esiyordu ki ilerleyemiyordum. Tam önümde koca bir anafor oluştu. Döne döne üzerime gelmeye başlayınca, hemen inmeye karar verdim. İndiğimde de rüzgar çok sert estiğinden 20 metre kadar sürüklendim. İne ine yeni yakılmış bir tarlanın ortasına inmiştim. Üstüm başım simsiyah oldu. Kalkış için saat l8.50'ye kadar rüzgarın dinmesini bekledim. Neyse ki havalandıktan sonra rüzgar kuzeye döndü. Artık arkadan esiyordu ve son derece hızlı yol almamı sağlıyordu. Güneşin batışıyla Topaklı'ya indim. Kapadokya'ya sadece 40 kilometre uzaklıktaydım.
Trajik... Anadolu'nun ortalarında bir yerde, artık iflas etmiş iki zamanlı bir motorla kalakalmıştım. Çözüm ne olabilirdi? Biraz düşündükten sonra, en iyi çarenin İstanbul'a dönmek ve kırılan parçaların İtalya'dan gelmesini beklemek olduğuna karar verdim. Parçaların gelmesi ve motoru tamir etmem bir aydan fazla sürdü. Bu arada yeni bir ekip oluşturduk. Bundan sonra sadece ekibin sadece tek bir arazi aracı olacaktı. Yaklaşık iki ay sonra tekrar Nevşehir yollarındaydık. Artık tedbirliydim, yanıma bir de yedek motor almıştım. Nevşehir'e çok berbat, yağmurlu bir havada varmıştık o kadar kötüydü ki değil uçmak, dışarıda gezinmek bile zordu. Tam dört gün boyunca, Ürgüp'te hiçbir şey yapamadan havanın iyileşmesini bekledik. 28 Ekim Salı. Başlangıç noktası Ürgüp: Yaprak bile kıpırdamadığından 15.30'a kadar havalanamadım. Rüzgar bize gelmiyorsa, biz rüzgarı bulalım diyerek yer değiştirmeye karar verdik. Bulunduğumuz yerin biraz daha üzerinde, hafif de olsa aradığımızı bulduk. Fakat günler kısalmıştı. Uçuşa başladığımda güneş son demlerini yaşıyordu. Derinkuyu'ya ancak hava karardığında ulaşabildim. 29 Ekim Çarşamba. Başlangıç noktası Derinkuyu: Rüzgarsızlık sabah kalkış yapmamı yine engelledi.Herşeyi sırtlayıp 200 metre irtifalı bir tepeye yollandık. Neyse ki burada uygun rüzgarı yakaladık. Havalandığımda saat 13.00'ü bulmuştu. GPS'yi kullanarak yoldan ayrılıp doğrudan Ihlara'ya yöneldim. Hava sakin... Yamaç paraşütü hiç sallanmadan kuş misali süzülüyor. Uçuşun zevkini doyasıya yaşıyorum şimdi. Hem etrafı seyredecek, hem de bol bol fotoğraf çekecek lüksüm var. İki saatlik uçuş sonunda Ihlara'ya iniyorum. 30 Ekim Perşembe. Başlangıç noktası Ihlara: Hava koşulları bugün harika. Gökyüzünde bir tek bulut bile yok ve kuzeyden hafif bir rüzgar esiyor. Vakit kaybetmeden hazırlanıp havalanıyorum. Saat 9.30'u gösteriyor. Hasan Dağı'nın etekleri boyunca uçmaya başladım, dağın etrafına kümelenen bulutların görüntüsüne hayran oldum. Keyifli bir uçuştu doğrusu. E-5 karayolunu izleyerek, Emirgazi sapağında bir benzin istasyonuna iniyorum, saat 11.30. Her tarafım soğuktan donmuş. Depoyu titreye titreye dolduruyorum. Benzin istasyonunda gürül gürül yanan sobanın karşısında bir süre ısınıyorum. Saat 13.30'da tekrar havadayım. Hızım, arkadan esen rüzgarla 55-60 kilometreyi buluyor. Kuş uçuşu 70 kilometre uzaklıktaki Meke Gölü'ne birbuçuk saatte ulaşıyorum. 31 Ekim Cuma. Başlangıç noktası Meke Gölü: Saat 12.00'de soğuğun biraz kırılmasıyla uçmaya başladım. Rüzgar yine kuzeyden esiyor. Gökyüzü ince fakat koyu bir bulut tabakasıyla kaplı. Güneş arada bir görünüp kayboluyor. Alabildiğine düz Konya Ovası'nın üzerinde uçarken yolu takip etmekten vazgeçtim. GPS yardımıyla mümkün olduğunca düz bir hat izleyerek uçmaya çalışıyorum. Yetmiş kilometrelik bir uçuş sonrasında, 13.30'da Karaman girişinde büyük ve açık bir tarlaya iniyorum. Uçuşun sabırsızlıkla beklediğim anı geldi nihayet: Akdeniz boyunca duvar gibi bir set oluşturan Toroslar... Yolumun üzerindeki yüksek aşıtları geçmek, sürekli 2 bin metre civarında bir irtifada uçmak zorundaydım. Hava öğleden sonra da açmayınca, bu yüksek dağ kütlesini geçmek için bir gün daha beklemeye karar verdim. 1 Kasım Cumartesi. Başlangıç noktası Karaman: Açık ve çok güzel bir gün. Sabah 11.00'de Karaman'ın hemen dışındaki bir tarladan uçuşa başladım. Burhan köyü üzerinde biraz çekim yaptıktan sonra arkamdan esen kuzey rüzgarıyla Yellibeli Geçidi'ne yöneldim. Yükselen her hava akımını kullanarak geçide 2 bin 100 metre irtifayla ulaştım.geçidin en yüksek noktasına indiğimde saat 12.30 olmuştu. Virajlı ve bozuk dağ yollarını izleyen ekibin bana ulaşabilmesi için iki saat bekledim .Hızlı bir öğle yemeği ve 15.30'da tekrar havadayım. Sarp kayalara kurulu Ermenek üzerindeki düz alanlara ulaştığımda güneş çoktan batmıştı. 2 Kasım Pazar. Başlangıç noktası Ermenek: Anamur'a kuş uçuşu uzaklığım 75 kilometre. Plana göre, bugün son uçuş günü.Bu düşünce ve umutla saat 10.30'da Ermenek üzerinden uçuşa başladım. Karşıdan orta kuvvette esen rüzgar, bir saat sonra aşırı şiddetlendi ve hızımı neredeyse sıfırladı. Bu arada yaz aylarını aratmayacak termik hava akımları da oluşmaya başladı. Bir anda 2 bin metrelere çıkıyor, yine aynı süratle yere inecek kadar alçalıyordum. Bu stresli uçuş birbuçuk saat sonra Abanoz yakınlarındaki bir odun deposunda bitti. Tabii ki çakılmadım, inmeyi becerdim. Ekip indiğim yere ulaştığında saat 14.30'u buldu. Bu arada ufukta, daha doğrusu benim gideceğim yönde simsiyah "Cb (cumulonimbus)" adı verilen fırtına bulutlarının oluşmaya başladığını gördüm. Bu durumda uçmaya çalışmak tam bir çılgınlık olurdu doğrusu" Mecburen uçuşu iptal etmeye ve ertesi günü beklemeye karar verdim. Abanoz'da kaldığımız Orman İşletmesi'nin misafirhanesinde şakır şakır yağan yağmurla uyandık. GPS, Anamur'a sadece 40 kilometre, yani altı üstü 1.5 saatlik yol kaldığını gösteriyor. Ama biz burada, hiçbir şey yapamadan yağmurun bardaktan boşanırcasına yağışını seyrediyorduk. Yaşadığımız felaketlere bir tanesi daha eklenmişti. Ertesi gün, hava güneşliydi. Büyük bir sevinç ve umutla hemen malzemeleri toplayıp kalkış alanının yolunu tuttuk. Artık keyifle İstanbul'a dönüş konuşmaları dahi yapar olmuştuk. Ne de olsa o gün havalanacak ve Anamur'a ulaşacaktım. Kalkış hazırlıklarına başladığımızda hiç rüzgar olmaması moralimizi bozmamıştı. Sabahın erken saatleri için bu normaldi. Gün ilerledikçe uygun bir rüzgarın çıkacağından kuşkumuz yoktu. Tahminlerimiz doğru çıkmış, öğleden sonra rüzgar esmeye başlamıştı. Ancak hemen her yönden esmesi bir yana, havalanmayı imkansız hale getiren bir şiddeti vardı. Akşam olmuş, çok yakınımızdaki Anamur'a bugün de uçamamıştım. Yine ertesi günü bekleyecektik. 5 Kasım Çarşamba. Başlangıç noktası Abanoz: Yine çok güzel bir havayla uyandık. Önceki gün uçamadığım yere geldiğimizde bu kez her şey idealdi. Orta kuvvette esen kuzey rüzgarıyla saat 10.00'da havalandım. Yükselen hava akımlarını kullanarak 2 bin metreye çıktım. Önümdeki son geçidi, 1690 metredeki Suolmaz Geçidi'ni aşarak Anamur'a ulaştım. Antik Anemurion'un sahiline indiğimde saat 12.15'i gösteriyordu. Sonunda gelmiştim işte... Onca aksiliğe, fiziksel ve psikolojik ıstıraba rağmen. Ulaştığım nokta sadece Anamur değildi. Kendi içimde de bir şeylere varmıştım: Gerçekten istediğim, Hayalini kurduğum bir şeyi gerçekleştirmiştim. Bu satırları yazarken, gözümün önüne gelen ilginç ve güzel manzaralar ya da uçmanın verdiği keyif değildi bu. Hayal etmesi bile zor olanı başarmanın gururu ve sevinciydi.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||





